
Ehliyet Sağlık Raporu Nedir? Kimler Alabilir?
Ehliyet Sağlık Raporu Nedir? Kimler Alabilir? Ehliyet almak isteyen veya mevcut ehliyetini yenilemek isteyen sürücü adaylarının sürücü belgesi alabilmek için sağlık durumlarının uygun olduğunu gösteren “Ehliyet Sağlık Raporu” almaları gerekmektedir. Bu rapor, sürüş güvenliğini sağlamak ve trafik kazalarının önüne geçmek amacıyla zorunlu tutulmaktadır.
Bu yazıda, ehliyet sağlık raporu nasıl alınır, kimler almak zorundadır ve hangi testler yapılır? gibi merak edilen soruların yanıtlarını bulabilirsiniz.
Ehliyet Sağlık Raporu Nedir?
Ehliyet sağlık raporu, sürücünün fiziksel ve zihinsel olarak araç kullanmaya uygun olup olmadığını değerlendiren bir sağlık belgesidir.
📌 Ehliyet sağlık raporu aşağıdaki durumlarda alınmalıdır:
✔ İlk kez ehliyet alacaklar
✔ Ehliyetini yenileyecek kişiler
✔ Ehliyet sınıfını yükseltmek isteyenler (örneğin B sınıfı ehliyetten D sınıfına geçiş yapacaklar)
✔ Sürücü belgesinin süresi dolan kişiler
✔ Sağlık durumunda değişiklik olan sürücüler (örn. görme bozukluğu gelişenler)
Ehliyet alabilmek için sürücü adaylarının sağlık kriterlerine uygun olması gerekmektedir. Sağlık sorunları bulunan bireyler için özel sınırlamalar veya ek sağlık kontrolleri uygulanabilir.
Ehliyet Sağlık Raporu Nasıl Alınır?
📌 Ehliyet sağlık raporu almak için izlenen adımlar:
1️⃣ Muayene İçin Başvuru:
- Ehliyet raporu almak için yetkili sağlık kuruluşlarına başvurmalısınız.
- Randevu almadan önce e-devlet üzerinden ‘Kişisel Sağlık Bilgi Formu’ doldurulmalıdır.
- Özel Aksu Göztepe Hastanesi olarak ehliyet sağlık raporu hizmeti sunmaktayız.
2️⃣ Gerekli Tıbbi Kontrollerin Yapılması:
- Göz muayenesi
- Denge ve refleks kontrolü
- Kronik hastalık değerlendirmesi
- İşitme testi (gerekli durumlarda)
- Nörolojik ve psikiyatrik değerlendirme
3️⃣ Doktor Onayı ve Rapor Düzenlenmesi:
- Yapılan muayene sonucunda sürücü adayının ehliyet almasına engel bir sağlık problemi olup olmadığı değerlendirilir.
- Eğer kişi araç kullanmaya uygun bulunursa, “Sürücü Olur” ibaresi taşıyan rapor verilir.
4️⃣ Raporun E-Devlet Sistemine Kaydedilmesi:
- Alınan sağlık raporu E-Devlet sistemine otomatik olarak işlenir.
- Sürücü adayı, bu raporu kullanarak ehliyet başvurusu yapabilir.
Ehliyet Sağlık Raporunda Hangi Testler Yapılır?
Ehliyet sağlık raporu alırken fiziksel ve zihinsel sağlık kriterleri dikkate alınır.
📌 Ehliyet için yapılan sağlık değerlendirmeleri:
✔ Görme Yetisi Değerlendirmesi:
- Renk körlüğü, göz tembelliği veya ileri derecede görme kusurları olan kişiler ek testlere tabi tutulabilir.
✔ Duyu ve Refleks Kontrolleri:
- Denge, işitme ve refleksler değerlendirilir.
✔ Kronik Hastalıklar:
- Şeker hastalığı, epilepsi veya nörolojik hastalıklar varsa detaylı değerlendirme yapılır.
✔ Psikolojik ve Nörolojik Değerlendirme:
- Dikkat eksikliği, alkol veya madde bağımlılığı, ruhsal hastalıklar değerlendirilir.
✔ Kalp ve Damar Hastalıkları:
- Tansiyon, kalp ritim bozuklukları ve ciddi kalp hastalıkları olan kişiler için ek tetkikler gerekebilir.
📌 Not: Bazı özel durumlarda ileri tetkikler ve uzman hekim görüşü istenebilir.
Ehliyet Sağlık Raporu Alırken Dikkat Edilmesi Gerekenler
📌 Ehliyet raporu alırken şu hususlara dikkat edilmelidir:
✅ Kimliğinizin yanınızda olması gerekmektedir.
✅ Eğer gözlük veya lens kullanıyorsanız, muayeneye gözlüğünüz veya lensinizle gelmelisiniz.
✅ Rapor için başvurduğunuz sağlık kuruluşunun yetkili olup olmadığını kontrol etmelisiniz.
✅ Kronik hastalığınız veya sürekli kullandığınız ilaçlar varsa doktorunuza bilgi vermelisiniz.
Kimler Ehliyet Alamaz?
Bazı sağlık sorunları sürücülük yapmayı engelleyebilir veya ek değerlendirme gerektirebilir.
📌 Ehliyet almasına engel olabilecek durumlar:
❌ İleri derecede görme kaybı
❌ Kontrol edilemeyen epilepsi nöbetleri
❌ İleri seviyede nörolojik hastalıklar (MS, Parkinson vb.)
❌ Alkol veya madde bağımlılığı geçmişi olanlar (tedavi süreci tamamlanmamışsa)
❌ Ciddi psikiyatrik hastalıklar (Örneğin: Şizofreni, bipolar bozukluk gibi ağır psikiyatrik hastalıklar)
❌ Bilinç kaybına yol açan hastalıklar (Kontrol edilemeyen diyabet, ciddi kalp hastalıkları gibi)
📌 Bazı hastalıklar için özel düzenlemeler ve kısıtlamalar getirilebilir. Örneğin, görme problemi olan bir kişi “Gözlük veya lens ile araç kullanabilir” ibaresi bulunan bir ehliyet alabilir.
Sonuç
Ehliyet sağlık raporu, sürücü adaylarının ve trafiğin güvenliği açısından büyük önem taşır. Özel Aksu Göztepe Hastanesi olarak ehliyet sağlık raporu hizmeti sunuyoruz.
🚗 Sürücü sağlık raporunuzu almak ve güvenli bir sürüşe adım atmak için hastanemize başvurabilirsiniz!
ℹ️ Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Port Kateter Nedir? Takılması, Bakımı ve Temizliği
Port Kateter Nedir? Takılması, Bakımı ve Temizliği Hakkında Bilinmesi Gerekenler
Port kateter, uzun süreli tedavi gerektiren hastalarda damar yoluna sürekli girişimi önlemek amacıyla cilt altına yerleştirilen kalıcı bir damar erişim cihazıdır. Özellikle kanser tedavisi, kronik hastalıkların yönetimi ve uzun süreli damar yolu kullanımı gerektiren durumlarda tercih edilir. Port, hem hastanın konforunu artırır hem de damar yolunun daha güvenli bir şekilde korunmasını sağlar.
Bu yazıda port kateterin takılması, bakımı ve temizliği hakkında merak edilen tüm detayları ele alacağız.
Port Kateter Nedir?
Port kateter, deri altına yerleştirilen bir rezervuar (hazne) ve bir kateter tüpünden oluşan tıbbi bir cihazdır. Portun içindeki hazneye, özel bir iğne ile girilerek ilaç uygulaması veya kan alımı yapılabilir.
📌 Port Kateter Kimlere Takılır?
✔ Kemoterapi alan kanser hastaları
✔ Sık kan alımı ve ilaç infüzyonu gerektiren hastalar
✔ Uzun süreli antibiyotik veya beslenme tedavisi alan kişiler
✔ Damar yolları hassas veya zor bulunan hastalar
Port Kateter Nasıl Takılır?
Port kateter, genellikle göğüs bölgesine küçük bir cerrahi işlemle yerleştirilir. Lokal veya genel anestezi altında yapılan işlem yaklaşık 30-45 dakika sürer.
🔹 Cerrahi işlem sırasında:
✔ Göğüs bölgesine küçük bir kesi açılır ve port cilt altına yerleştirilir.
✔ Kateter, ana toplardamara (genellikle subklavyen veya juguler ven) bağlanır.
✔ İşlem sonrası port dışarıdan görülmez, sadece cilt altında hafif bir çıkıntı şeklinde hissedilir.
Port Kateterin Bakımı Nasıl Yapılmalıdır?
Port kateterin sağlıklı ve uzun ömürlü kullanılması için düzenli bakım ve hijyen çok önemlidir. Bakımı yapılmazsa enfeksiyon, tıkanıklık veya kateterle ilgili komplikasyonlar gelişebilir.
📌 Port Kateter Bakımı İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler:
✅ Port İğnesinin Düzenli Değiştirilmesi:
- Port kateter iğnesi 7 günde bir değiştirilmelidir.
- İşlem mutlaka steril koşullarda yapılmalıdır.
✅ Düzenli Serum Fizyolojik ile Yıkanması:
- Kullanılmayan port her 4-6 haftada bir serum fizyolojik ile yıkanmalı ve içindeki sıvı değişimi sağlanmalıdır.
- Bu işlem, kan pıhtısı oluşumunu ve tıkanıklıkları önlemek için önemlidir.
✅ Enfeksiyon Riskine Karşı Önlemler:
- Port bölgesi temiz ve kuru tutulmalıdır.
- Kızarıklık, şişlik, ağrı, akıntı veya ateş gibi belirtiler varsa hemen doktora başvurulmalıdır.
- Kateter giriş bölgesinde oluşan enfeksiyonlar ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Port Kateter Temizliği Nasıl Yapılır?
Port kateterin enfekte olmaması için düzenli temizlik ve hijyen kurallarına dikkat edilmelidir.
📌 Port Kateter Temizliği Adımları:
1️⃣ Ellerin yıkanması ve steril eldiven kullanımı: İşlem öncesi hijyen sağlanmalıdır.
2️⃣ Cilt antiseptiği ile port bölgesinin temizlenmesi: Alkol bazlı antiseptik veya klorheksidin solüsyonu kullanılabilir.
3️⃣ Port iğnesinin dikkatlice çıkarılması veya değiştirilmesi: Yeni steril iğne ile değiştirme işlemi yapılmalıdır.
4️⃣ Serum fizyolojik ve heparin ile yıkama: Tıkanıklık oluşmaması için düzenli aralıklarla sıvı geçirgenliği sağlanmalıdır.
5️⃣ Steril pansuman ile bölgenin korunması: Özellikle ilk günlerde pansuman ile kapatılarak enfeksiyon riski azaltılmalıdır.
Not: Port kateterin temizliği ve bakımı mutlaka uzman sağlık profesyonelleri tarafından yapılmalıdır.
Port Kateter Kullanımında Dikkat Edilmesi Gerekenler
📌 Port kateterin güvenli bir şekilde kullanılması için bazı kurallar bulunmaktadır:
✔ Ağır kaldırmaktan kaçının: Port takılı olan bölgede aşırı baskı oluşmasını engelleyin.
✔ Sert darbelerden koruyun: Kateterin zarar görmesini önlemek için dikkatli olun.
✔ Düzenli doktor kontrollerini ihmal etmeyin: Portun fonksiyonlarını koruyabilmesi için belirli aralıklarla kontrol edilmelidir.
✔ Suya karşı dikkatli olun: İlk iyileşme sürecinde banyo yaparken bölgeyi koruyun, uzun süre su altında kalmamaya özen gösterin.
Port Kateter ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
📌 Port kateter takılması ağrılı bir işlem midir?
Hayır, işlem lokal veya genel anestezi altında yapılır. Hasta genellikle ağrı hissetmez.
📌 Port kateter ne kadar süre kalabilir?
Port kateter aylarca hatta yıllarca kullanılabilir. Kullanım süresi hastanın ihtiyacına ve portun durumuna bağlıdır.
📌 Port kateter enfekte olursa ne yapılmalıdır?
Eğer port bölgesinde kızarıklık, ağrı, akıntı veya ateş gibi enfeksiyon belirtileri varsa hemen doktora başvurulmalıdır.
📌 Port takıldıktan sonra günlük hayatta nelere dikkat edilmelidir?
Ağır yük kaldırmaktan kaçınılmalı, darbelere karşı korunmalı ve düzenli temizlik işlemleri aksatılmamalıdır.
📌 Port kateteri olan biri spor yapabilir mi?
Hafif aktiviteler yapılabilir ancak ağır egzersizlerden ve port bölgesine baskı yapabilecek hareketlerden kaçınılmalıdır.
Sonuç
Port kateter, uzun süreli damar yolu ihtiyacı olan hastalar için konforlu, güvenli ve etkili bir çözümdür. Ancak düzenli bakım, steril temizlik ve hijyen kurallarına uyulmazsa ciddi enfeksiyonlar ve komplikasyonlar gelişebilir.
Eğer port kateteriniz varsa düzenli kontrol ve bakım için uzman sağlık ekibimize danışabilirsiniz. Sağlığınızı korumak için erken önlem almak her zaman en iyisidir!
ℹ️ Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Port Kateterden Kan Alınması
Port Kateterden Kan Alınması: Güvenli İşlem İçin Bilinmesi Gerekenler
Port kateter, uzun süreli damar yolu ihtiyacı olan hastalar için konforlu ve güvenli bir erişim noktası sağlar. Özellikle kanser tedavisi, kronik hastalıkların yönetimi, beslenme tedavileri ve sık ilaç infüzyonu gerektiren durumlarda kullanılır.
Port kateter sadece ilaç uygulamaları için değil, aynı zamanda kan alımı için de kullanılabilir. Ancak steril koşullarda ve dikkatli bir şekilde uygulanması gereken bir işlem olduğu için sağlık profesyonelleri tarafından gerçekleştirilmelidir.
Bu yazıda, port kateterden kan alma işlemi nasıl yapılır, dikkat edilmesi gerekenler ve olası komplikasyonlardan nasıl korunulur konularını ele alacağız.
Port Kateterden Kan Alımı Nasıl Yapılır?
Port kateterden kan alımı, steril koşullar sağlanarak ve hastaya en az rahatsızlık verecek şekilde gerçekleştirilmelidir. İşlem, özel bir port iğnesi (Huber iğnesi) kullanılarak yapılır.
📌 Port Kateterden Kan Alma Adımları:
1️⃣ Steril Ortam Sağlanır
- Sağlık profesyoneli, işlem öncesi ellerini yıkar ve steril eldiven kullanır.
- Port bölgesi antiseptik solüsyon ile temizlenir.
2️⃣ Port İğnesi (Huber İğnesi) Yerleştirilir
- Özel açılı bir iğne olan Huber iğnesi, steril teknikle port katetere yerleştirilir.
- Doğru yerleştirildiğinden emin olmak için geri aspirasyon (kanın kolayca çekilmesi) kontrol edilir.
3️⃣ Port Kateterin Serum Fizyolojik ile Yıkanması
- Kan alımından önce portun içinde birikmiş ilaç kalıntılarının temizlenmesi için serum fizyolojik ile yıkama yapılır.
- Böylece yanlış sonuçlar alınmasının önüne geçilir.
4️⃣ Kan Alımı Yapılır
- Kan örneği enjektör veya özel vakumlu tüpler yardımıyla alınır.
- İşlem sırasında gereksiz basınç uygulanmamasına dikkat edilir.
5️⃣ Heparinli Yıkama ile Pıhtılaşma Önlenir
- Kan alındıktan sonra, portun tıkanmaması için serum fizyolojik ve heparinli solüsyon ile yıkama işlemi yapılır.
- Bu, portun uzun süre sağlıklı ve fonksiyonel kalmasını sağlar.
6️⃣ Port İğnesi Çıkarılır ve Bölge Temizlenir
- İşlem tamamlandıktan sonra port iğnesi dikkatlice çıkarılır ve giriş yeri tekrar antiseptik solüsyon ile temizlenir.
- Steril pansuman yapılarak bölge korunur.
Port Kateterden Kan Alımında Dikkat Edilmesi Gerekenler
Port kateterin güvenli bir şekilde kullanılması için aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:
✔ Sterilite Kurallarına Uyun 🧴
- Port kateter bölgesinin temizliği ve steril tutulması enfeksiyon riskini en aza indirir.
- Kullanılan tüm malzemeler steril olmalıdır.
✔ Doğru İğne Kullanımı Önemlidir 💉
- Sadece port kateter için üretilmiş özel Huber iğneleri kullanılmalıdır.
- Yanlış iğne kullanımı portun zarar görmesine neden olabilir.
✔ Kan Alımından Önce ve Sonra Mutlaka Yıkama Yapılmalı 🔄
- Port kateterin içinde kan pıhtılaşmasını önlemek için işlem öncesi ve sonrası serum fizyolojik ve heparinli yıkama yapılmalıdır.
✔ Porttan Kan Gelmezse Zorlamayın ❌
- Eğer kan aspirasyonu sırasında kan gelmiyorsa, portun tıkalı olabileceği düşünülmelidir.
- Zorlamak yerine uygun manevralarla portun açılması denenmelidir.
- Sorun devam ederse, uzman sağlık personeline haber verilmelidir.
✔ Enfeksiyon Belirtilerini Takip Edin 🚨
- Port bölgesinde kızarıklık, şişlik, ısı artışı veya akıntı varsa, enfeksiyon belirtisi olabilir.
- Böyle bir durumda hemen doktora başvurulmalıdır.
Port Kateterden Kan Alımı ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
📌 Port kateterden kan alımı güvenli mi?
Evet, port kateter uygun koşullarda ve doğru teknikle kullanıldığında güvenli bir damar erişim yöntemidir.
📌 Port kateter tıkanırsa ne yapılmalı?
Portun tıkanmasını önlemek için her kullanımdan sonra heparinli yıkama yapılmalıdır. Eğer tıkanma olursa, uzman sağlık ekibi tarafından açılması gerekir.
📌 Port kateter enfekte olabilir mi?
Evet, sterilite kurallarına uyulmazsa enfeksiyon gelişme riski vardır. Düzenli pansuman ve hijyen kurallarına uyulmalıdır.
📌 Port kateter takıldıktan sonra kaç yıl kullanılabilir?
Port kateter aylarca hatta yıllarca kullanılabilir. Ancak periyodik olarak kontrol edilmesi ve bakımının düzenli yapılması gerekmektedir.
📌 Port kateter takılıyken günlük hayata devam edilebilir mi?
Evet, hasta günlük yaşamına devam edebilir. Ancak ağır kaldırma, sert darbelere maruz kalma ve yoğun su teması gibi durumlardan kaçınılmalıdır.
Sonuç
Port kateterden kan alımı, doğru teknikle yapıldığında hastalar için konforlu ve güvenli bir işlemdir. Ancak sterilite, uygun iğne kullanımı ve düzenli bakım bu sistemin sorunsuz çalışması için hayati önem taşır.
Eğer port kateteriniz varsa ve güvenli kullanımı konusunda detaylı bilgi almak istiyorsanız, uzman sağlık ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.
ℹ️ Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Diyabetik Ayak Tedavisi ve Cerrahisi
Diyabetik Ayak Nedir?
Diyabetik ayak, diyabetin uzun vadeli etkilerinden biri olarak ortaya çıkan sinir hasarı (nöropati) ve dolaşım bozukluğu (periferik arter hastalığı) nedeniyle ayakta yara ve enfeksiyon oluşumudur.
Diyabetik Ayak Sendromunun Nedenleri:
Sinir Hasarı (Nöropati): Kan şekeri yüksekliği zamanla sinir hücrelerine zarar verir. Bunun sonucunda hasta ağrı, sıcaklık ve dokunma hissini kaybedebilir. Yara oluşsa bile fark edemeyebilir.
Dolaşım Problemleri: Diyabet, damar tıkanıklıklarına (periferik arter hastalığı) neden olarak ayak bölgesine kan akışını azaltır. Bu da dokuların iyileşmesini geciktirir.
Bağışıklık Sisteminin Zayıflaması: Diyabet, enfeksiyonlarla savaşan bağışıklık hücrelerinin etkinliğini azaltır. Küçük bir yara bile hızla enfekte olup ilerleyebilir.
Ayak Yapısında Deformasyonlar: Uzun süreli nöropati nedeniyle ayak şekli değişebilir, basınca bağlı nasırlar ve ülserler gelişebilir.
Diyabet hastalarının %15-25’inde yaşamlarının bir döneminde diyabetik ayak yarası gelişme riski bulunmaktadır.
Diyabetik Ayak Belirtileri Nelerdir?
Diyabetik ayak hastalığı, genellikle sinsi ilerleyen bir süreçtir. Erken belirtiler fark edilmezse, enfeksiyon ilerleyerek kangren ve amputasyona yol açabilir.
📌 Diyabetik Ayak Belirtileri:
✔ Ayakta ve parmaklarda kızarıklık, şişlik ve hassasiyet
✔ Topuklarda, parmak aralarında veya tabanda yara oluşumu
✔ Yavaş iyileşen veya iyileşmeyen yaralar
✔ Ayakta ağrı, yanma, karıncalanma veya his kaybı
✔ Tırnak batması, mantar enfeksiyonları
✔ Cilt renginde değişiklik (solukluk veya morarma)
✔ Ayaktan kötü koku ve iltihap akıntısı
Bu belirtilerden herhangi birini yaşıyorsanız, vakit kaybetmeden bir uzmana danışmanız gerekmektedir.
Diyabetik Ayak Tedavisi
Diyabetik ayak tedavisinin amacı yaraları iyileştirmek, enfeksiyonları önlemek ve dolaşımı artırarak uzuv kaybını engellemektir. Tedavi süreci, hastalığın evresine göre planlanır.
Diyabetik Ayak Tedavi Yöntemleri:
✔ Diyabetin Kontrol Altına Alınması: Kan şekerinin düzenli olarak kontrol edilmesi ve sağlıklı bir beslenme planı uygulanması gereklidir.
✔ İleri Yara Bakımı: Yaranın düzenli temizlenmesi, özel pansumanlar ve nem dengesi sağlanarak iyileşme süreci hızlandırılır.
✔ Antibiyotik Tedavisi: Yarada enfeksiyon varsa antibiyotik tedavisi uygulanarak enfeksiyonun yayılması önlenir.
✔ Ozon ve PRP Tedavileri: Bazı hastalarda doku yenilenmesini hızlandırmak için ozon tedavisi ve PRP (platelet rich plasma) uygulanabilir.
✔ Basınç Azaltıcı Ortopedik Ayakkabılar: Hastanın ayağına özel basıncı azaltan ayakkabılar ve tabanlıklar kullanılarak yaranın ilerlemesi önlenir.
✔ Damar Açıcı Tedaviler: Kan dolaşımını artırmak için anjiyografi ve stent uygulamaları yapılabilir.
İleri vakalarda cerrahi müdahale gerekebilir.
Diyabetik Ayak Cerrahisi
Eğer yara ileri seviyede doku kaybına neden olduysa ve enfeksiyon kontrol altına alınamıyorsa, cerrahi müdahale kaçınılmaz hale gelebilir. Diyabetik ayak cerrahisinde amaç, ayak fonksiyonlarını koruyarak uzuv kaybını önlemektir.
Diyabetik Ayak Cerrahisinde Uygulanan Yöntemler:
Nekrotik Doku Temizliği (Debridman): Ölü ve enfekte olmuş dokular cerrahi yöntemle temizlenerek yaranın iyileşme süreci hızlandırılır.
Damar Cerrahisi ve Anjiyoplasti: Dolaşımı artırmak için damar tıkanıklıkları açılır, stent veya bypass ameliyatı uygulanabilir.
Tendon ve Kemik Düzenlemeleri: Ayak deformasyonlarını düzeltmek için ortopedik cerrahi işlemler uygulanabilir.
Amputasyon (Son Çare Olarak): Eğer enfeksiyon kemiklere yayılmışsa ve tedaviye yanıt alınamıyorsa, enfekte bölgeyi almak için parmak veya ayak amputasyonu gerekebilir.
Diyabetik Ayaktan Korunma Yolları
Diyabetik ayak sendromunun önlenmesi için erken önlem almak hayati önem taşır.
📌 Günlük Ayak Bakımı İçin Öneriler:
✅ Her gün ayaklarınızı ılık suyla yıkayın ve iyice kurulayın.
✅ Düzenli olarak ayaklarınızdaki yara ve kesikleri kontrol edin.
✅ Çıplak ayakla yürümekten kaçının, koruyucu ayakkabılar giyin.
✅ Düzenli kan şekeri kontrolü ile diyabet yönetiminizi sağlayın.
✅ Sigara ve alkol tüketimini azaltarak damar sağlığınızı koruyun.
Sonuç
Diyabetik ayak sendromu, erken teşhis ve uygun tedavi ile önlenebilir bir hastalıktır. Ayak sağlığınızı korumak için düzenli muayene yaptırmalı, herhangi bir belirti fark ettiğinizde uzman bir doktora danışmalısınız.

Mide Balonu
Fazla kilolar, hem fiziksel hem de psikolojik sağlık üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Diyet ve egzersizle kilo vermekte zorlanan bireyler için mide balonu uygulaması, ameliyatsız ve etkili bir kilo kaybı yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Özel Aksu Göztepe Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü, mide balonu uygulaması ile hastalarına sağlıklı ve kontrollü kilo kaybı sağlamaktadır.
Mide Balonu Nedir?
Mide balonu, endoskopik yöntemle mideye yerleştirilen, sıvı veya hava ile şişirilen bir medikal cihazdır. Midenin belirli bir kısmını kaplayarak kişinin daha az yemekle daha uzun süre tok kalmasını sağlar. Bu yöntem, iştah kontrolü sağlayarak kalori alımını azaltmaya yardımcı olur ve hastaların kilo verme sürecini destekler.
- Ameliyat gerektirmeyen bir kilo verme yöntemidir.
- Kısa sürede uygulanabilir ve hastanede yatış gerektirmez.
- Diyet ve egzersizle desteklendiğinde etkili ve kalıcı kilo kaybı sağlar.
Mide Balonu Kimler İçin Uygundur?
Mide balonu uygulaması, diyet ve egzersizle kilo veremeyen veya cerrahi yöntemlerden kaçınan bireyler için uygun bir seçenektir.
Kimler mide balonu yaptırabilir?
- Vücut kitle indeksi (VKİ) 27 ve üzerinde olan bireyler
- Obezite cerrahisi için uygun olmayan veya ameliyat istemeyen hastalar
- Kilo verme sürecinde destekleyici bir yöntem arayanlar
Kimler için uygun değildir?
- Mide ülseri, gastrit veya reflü gibi mide rahatsızlıkları olanlar
- Daha önce mide ameliyatı geçirmiş olanlar
- Gebe veya emziren kadınlar
- Ciddi yeme bozukluğu bulunan bireyler
Mide Balonu Nasıl Uygulanır?
Mide balonu uygulaması, endoskopik yöntemle gerçekleştirilen kısa ve konforlu bir işlemdir.
- İşlem süresi: Ortalama 15-20 dakika sürer.
- Anestezi: Sedasyon altında yapılır, hasta işlem sırasında ağrı veya rahatsızlık hissetmez.
- Yerleştirme süreci: Endoskop yardımıyla mideye yerleştirilen balon, sıvı veya hava ile şişirilerek belirli bir hacme ulaşır.
- İyileşme süreci: Hasta, işlemden kısa bir süre sonra taburcu edilir ve aynı gün günlük hayatına dönebilir.
- Balonun kalma süresi: Genellikle 6 ay ile 1 yıl arasında değişir ve bu sürenin sonunda çıkartılır.
Mide Balonunun Avantajları
- Ameliyat gerektirmeyen bir yöntemdir.
- İştah kontrolü sağlayarak daha az yemek tüketmeye yardımcı olur.
- Kilo kaybını destekler ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılmasına yardımcı olur.
- Diyet ve yaşam tarzı değişiklikleri ile kalıcı kilo kontrolü sağlanabilir.
- Mide yapısına herhangi bir zarar vermez ve geri dönüşümlü bir yöntemdir.
Mide Balonu Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?
Mide balonu yerleştirildikten sonra sağlıklı kilo kaybı için beslenme düzenine dikkat edilmesi gerekir.
- Hafif ve sıvı gıdalarla başlanmalı, daha sonra katı gıdalara geçilmelidir.
- Yağlı, şekerli ve yüksek kalorili gıdalardan kaçınılmalıdır.
- Küçük porsiyonlarla ve yavaş yemek yenmelidir.
- Günlük su tüketimi artırılmalıdır.
- Düzenli egzersiz yaparak kilo verme süreci desteklenmelidir.
Mide balonu tek başına bir mucize değildir. Sağlıklı beslenme ve egzersizle desteklendiğinde başarılı sonuçlar alınabilir.
Mide Balonu ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular
Mide balonu kaç kilo verdirir?
Sonuçlar kişiye bağlı olarak değişse de, mide balonu ile 6 ay içinde toplam vücut ağırlığının %10-20’si kaybedilebilir.
Mide balonu mideye zarar verir mi?
Uygulama uzman doktorlar tarafından yapıldığında mide yapısına zarar vermez ve güvenli bir yöntemdir.
Mide balonu çıkarıldıktan sonra kilo alınır mı?
Eğer sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıkları edinilmezse, balon çıkarıldıktan sonra kilo alma riski olabilir.
Mide balonu nasıl çıkarılır?
Endoskopik yöntemle mideye yerleştirildiği gibi, aynı şekilde güvenli bir şekilde çıkartılabilir.
Sonuç
Mide balonu, ameliyatsız kilo vermek isteyen bireyler için etkili ve güvenli bir yöntemdir. Özel Aksu Göztepe Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü, uzman doktorlarıyla mide balonu uygulamasını güvenli bir şekilde gerçekleştirmektedir. Bu yöntem, sağlıklı kilo kaybı için kontrollü bir çözüm sunar ve obezite ile mücadelede önemli bir alternatiftir.

Mide Botoxu ile Ameliyatsız Kilo Verme Yöntemi
Günümüzde fazla kilolar, birçok sağlık probleminin temelini oluşturuyor. Diyet ve egzersizle kilo vermekte zorlanan kişiler için mide botoxu, cerrahi gerektirmeyen ve etkili bir kilo kontrol yöntemi olarak öne çıkıyor. Özel Aksu Göztepe Hastanesi Genel Cerrahi bölümü, mide botoxu uygulaması ile daha sağlıklı ve sürdürülebilir kilo kaybı sağlanmasına yardımcı olmaktadır.
Mide Botoxu Nedir?
Mide botoxu, mide duvarındaki düz kaslara botulinum toksini (botox) enjekte edilerek mide hareketlerinin yavaşlatılmasını sağlayan bir kilo verme yöntemidir. Bu işlem sayesinde mide boşalma süresi uzar ve kişi daha uzun süre tokluk hissi yaşar. Böylece iştah kontrol altına alınır ve daha az yemek tüketimi sağlanır.
- Ameliyatsız ve güvenli bir yöntemdir.
- Mideye herhangi bir kesik veya dikiş uygulanmaz.
- Hastalar, işlem sonrası günlük hayatlarına hızla dönebilir.
Mide Botoxu Kimler İçin Uygundur?
Mide botoxu, özellikle diyet ve egzersizle kilo vermekte zorlanan bireyler için uygun bir yöntemdir. Ancak vücut kitle indeksi (VKİ) 25-40 arasında olan ve cerrahi operasyon gerektirmeyen kişiler için daha etkilidir.
Kimler mide botoxu yaptırabilir?
- Vücut Kitle İndeksi (VKİ) 25-40 aralığında olan bireyler
- Diyet yapmasına rağmen kilo vermekte zorlananlar
- Ameliyatsız kilo verme yöntemi arayanlar
- Mide rahatsızlığı bulunmayan kişiler
Kimler için uygun değildir?
- Mide ülseri veya gastriti ileri seviyede olan hastalar
- Nörolojik kas hastalıkları bulunan bireyler
- Gebe veya emziren kadınlar
Mide Botoxu Nasıl Uygulanır?
Mide botoxu işlemi, endoskopik yöntemle mideye botulinum toksininin enjekte edilmesi ile gerçekleştirilir.
- İşlem süresi: Ortalama 20-30 dakika sürer.
- Anestezi: Hafif sedasyon uygulanarak hasta rahatlatılır.
- İyileşme süreci: Hasta, işlem sonrası kısa bir dinlenmenin ardından taburcu edilir. Günlük hayatına hızla dönebilir.
- Etkisi: İşlemden 3-7 gün sonra etkisini göstermeye başlar ve 4-6 ay boyunca devam eder.
Mide Botoxunun Avantajları
- Ameliyatsız ve konforlu bir uygulamadır.
- Kilo kaybı sürecini hızlandırır ve iştahı azaltır.
- Günlük yaşama hızlı dönüş sağlar.
- Sindirim sistemine zarar vermez ve midenin doğal yapısını korur.
Mide Botoxu Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?
Mide botoxu sonrası sağlıklı ve kalıcı kilo kaybı için beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmelidir. İşlem sonrası:
- Dengeli ve sağlıklı beslenme programına uyulmalıdır.
- Şekerli ve yağlı gıdalardan kaçınılmalıdır.
- Yüksek proteinli ve lifli gıdalar tüketilmelidir.
- Bol su içilerek mide sağlığı desteklenmelidir.
Mide botoxu tek başına bir mucize değil, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile desteklendiğinde başarılı sonuçlar sunar.
Mide Botoxu ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular
Mide botoxu ne kadar sürede etkisini gösterir?
İşlemden 3-7 gün sonra etkisini göstermeye başlar ve 4-6 ay boyunca devam eder.
Mide botoxu kaç kilo verdirir?
Sonuçlar kişiye bağlı olarak değişse de, 6 ay içinde 10-15 kg arasında kilo kaybı sağlanabilir.
Mide botoxunun yan etkileri var mı?
Genellikle hafif ve geçicidir. Bazı hastalarda hafif şişkinlik, mide rahatsızlığı veya geçici mide kasılmaları görülebilir.
Mide botoxu sonrası normal yaşama dönüş süresi nedir?
İşlem sonrası hasta genellikle aynı gün içinde taburcu edilir ve günlük aktivitelerine hızlı bir şekilde devam edebilir.
Sonuç
Mide botoxu, ameliyatsız kilo vermek isteyen bireyler için güvenli ve etkili bir yöntemdir. Özel Aksu Göztepe Hastanesi Genel Cerrahi bölümü tarafından uzman hekimlerimiz eşliğinde gerçekleştirilen bu işlemle daha sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmeye adım atabilirsiniz.

Endoskopi ve Kolonoskopi: Sindirim Sisteminizin Sağlığını Kontrol Altına Alın
Sindirim sistemi rahatsızlıkları, günümüzde birçok kişinin hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyen önemli sağlık sorunlarından biridir. Bu tür sorunların erken teşhisi ve tedavisi, ciddi hastalıkların önüne geçmek için kritik bir rol oynar. Endoskopi ve kolonoskopi, sindirim sistemi hastalıklarının teşhisinde en etkili yöntemlerden ikisidir. Bu yazımızda, endoskopi ve kolonoskopi işlemlerinin ne olduğunu, hangi durumlarda uygulandığını ve neden bu işlemlerin düzenli sağlık kontrollerinde yer alması gerektiğini detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.
Endoskopi Nedir?
Endoskopi, yemek borusu, mide ve ince bağırsağın incelenmesi için kullanılan bir tıbbi görüntüleme yöntemidir. Bu işlem, bir kamera ve ışık kaynağına sahip esnek bir tüp olan endoskop yardımıyla gerçekleştirilir. Endoskop, ağızdan veya nadiren burundan geçirilerek sindirim sistemi organlarına ulaştırılır.
Endoskopi Hangi Durumlarda Yapılır?
- Mide ağrısı ve yanma
- Sürekli bulantı ve kusma
- Yutma güçlüğü
- Reflü hastalığı
- Ülser şüphesi
- Sindirim sistemi kanaması
- Kansızlık (anemi) nedeninin araştırılması
Bu işlemin amacı, sindirim sisteminde oluşabilecek lezyonları, polipleri veya diğer anormallikleri erken dönemde tespit ederek, tedavi sürecini daha etkili hale getirmektir.
Kolonoskopi Nedir?
Kolonoskopi, kalın bağırsağı ve rektumu incelemek için kullanılan bir görüntüleme yöntemidir. Kolonoskop adı verilen ince, esnek bir cihaz yardımıyla gerçekleştirilen bu işlem, özellikle bağırsak sağlığını değerlendirmek için kritik bir öneme sahiptir.
Kolonoskopi Hangi Durumlarda Yapılır?
- Karın ağrısı ve şişkinlik
- Uzun süreli kabızlık veya ishal
- Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik
- Dışkıda kan görülmesi
- Ailede bağırsak kanseri öyküsü
- 50 yaş ve üzerindeki bireylerde tarama amacıyla
Kolonoskopi, bağırsak poliplerinin tespiti ve alınması, bağırsak kanserinin erken teşhisi ve inflamatuar bağırsak hastalıklarının değerlendirilmesi için en etkili yöntemlerden biridir.
Endoskopi ve Kolonoskopi Nasıl Gerçekleştirilir?
Her iki işlem de genellikle hasta konforunu artırmak için sedasyon veya hafif anestezi altında yapılır. İşlem sırasında hasta genellikle ağrı veya rahatsızlık hissetmez. Endoskopi, ağız yoluyla yapılırken kolonoskopi ise anüsten gerçekleştirilir. İşlemler genellikle 15-30 dakika arasında sürer ve hasta aynı gün içerisinde normal hayatına dönebilir.
Bu İşlemlerin Önemi
Endoskopi ve kolonoskopi, sindirim sistemi hastalıklarının teşhisinde altın standart olarak kabul edilir. Özellikle kanser öncesi lezyonların tespit edilmesi ve tedavisi, hastalığın erken evrede yakalanmasını sağlar. Bu sayede hastaların yaşam kalitesi artar ve tedavi süreçleri çok daha kolay hale gelir.
Kimler Bu İşlemleri Yaptırmalı?
- Mide ve bağırsak rahatsızlığı belirtileri yaşayan kişiler
- Ailede sindirim sistemi kanseri öyküsü olan bireyler
- 50 yaş ve üzerindeki herkes (tarama amaçlı)
- Sindirim sistemi şikâyetleri uzun süredir devam eden bireyler
Sonuç
Endoskopi ve kolonoskopi işlemleri, sindirim sistemi hastalıklarının erken teşhisi ve tedavisi için son derece önemlidir. Özellikle belirtileri göz ardı etmemek, ciddi sağlık sorunlarının önüne geçmek için kritik bir adımdır. Özel Aksu Göztepe Hastanesi’nde bu işlemleri güvenle yaptırabilir, sağlığınızı emin ellere teslim edebilirsiniz.

EEG ve EMG: Beyin ve Sinir Sistemi Sağlığınızı Kontrol Altına Alın
Beyin ve sinir sistemi rahatsızlıklarının teşhisinde doğru yöntemlerin uygulanması, etkili bir tedavi süreci için kritik bir öneme sahiptir. EEG ve EMG testleri, nörolojik ve kas-iskelet sistemi hastalıklarının tanısında kullanılan en etkili teşhis araçlarıdır. Bu yazımızda, EEG ve EMG testlerinin ne olduğu, hangi durumlarda yapıldığı ve neden önemli olduğu hakkında detaylı bilgiler sunuyoruz.
EEG (Elektroensefalografi) Nedir?
EEG, beyin dalgalarını ölçerek nörolojik hastalıkların teşhisinde kullanılan bir yöntemdir. Kafa derisine yerleştirilen elektrotlar yardımıyla beyindeki elektriksel aktiviteyi kaydeder. Bu test, özellikle epilepsi ve diğer nörolojik bozuklukların teşhisinde büyük önem taşır.
EEG Hangi Durumlarda Yapılır?
- Epilepsi teşhisi ve takibi
- Uyku bozuklukları
- Kronik baş ağrıları ve migren
- Beyin tümörleri
- Beyin hasarları
- Demans ve Alzheimer gibi nörolojik hastalıklar
EEG, non-invaziv bir yöntem olduğu için hastaya herhangi bir ağrı veya rahatsızlık vermez ve genellikle 20-40 dakika arasında tamamlanır.
EMG (Elektromiyografi) Nedir?
EMG, kasların ve sinirlerin elektriksel aktivitesini ölçmek için kullanılan bir testtir. Sinirlerin ve kasların doğru bir şekilde çalışıp çalışmadığını değerlendiren EMG, kas hastalıkları, sinir sıkışması ve periferik sinir sistemi bozukluklarının teşhisinde hayati bir rol oynar.
EMG Hangi Durumlarda Yapılır?
- Sinir sıkışmaları (karpal tünel sendromu gibi)
- Kas güçsüzlüğü ve kas ağrıları
- Periferik nöropati
- Kas hastalıkları (miyopati gibi)
- Omurilik hastalıkları
- Travma sonrası sinir hasarları
EMG testi sırasında, ince iğnelerle sinirlerin ve kasların elektriksel aktiviteleri ölçülür. İşlem sırasında hafif bir rahatsızlık hissedilebilir, ancak bu kısa süreli bir durumdur.
EEG ve EMG Testlerinin Önemi
EEG ve EMG testleri, nörolojik ve kas-iskelet sistemi hastalıklarının teşhisinde altın standart olarak kabul edilir. Bu testler, belirtilerin nedenini belirleyerek doğru bir teşhis koymayı ve etkili bir tedavi planı oluşturmayı sağlar. Ayrıca, bu testler sayesinde hastalıkların erken evrede tespit edilmesi mümkün olur ve tedavi süreci daha başarılı hale gelir.
Kimler EEG ve EMG Testlerini Yaptırmalıdır?
- Sürekli tekrarlayan baş ağrıları veya migreni olanlar
- Kas ve sinir sistemi rahatsızlıkları yaşayan bireyler
- Epilepsi teşhisi konmuş veya şüphelenilen hastalar
- Sinir sıkışması ve karpal tünel sendromu belirtileri gösterenler
- Kas güçsüzlüğü ve uyuşma gibi semptomları olan kişiler
Neden Özel Aksu Göztepe Hastanesi?
Özel Aksu Göztepe Hastanesi, EEG ve EMG testleri için son teknoloji cihazlarla donatılmış bir ortam sunar. Alanında uzman nörologlarımız ve deneyimli sağlık ekibimiz, teşhis ve tedavi sürecinde size en iyi hizmeti sağlar. Ayrıca, hasta konforu ve güvenliği bizim için her zaman ön plandadır.
EEG ve EMG Testlerinin Uygulama Süreci
Her iki test de uzman ekiplerimiz tarafından titizlikle gerçekleştirilir. EEG testi için kafa derisine yerleştirilen elektrotlar, beyin aktivitelerini kaydederken; EMG testi sırasında kasların ve sinirlerin elektriksel aktivitesi ölçülür. İşlemler sırasında hastalarımıza konforlu bir ortam sağlanır ve testler kısa sürede tamamlanır.
Sonuç
EEG ve EMG testleri, beyin ve sinir sistemi hastalıklarının teşhisinde kritik bir rol oynar. Özel Aksu Göztepe Hastanesi’nde, bu testleri güvenle yaptırabilir, sağlığınızı emin ellere teslim edebilirsiniz. Belirtilerinizi ihmal etmeyin, erken teşhis hayat kurtarır.

Menopoz: Kadın Yaşamının Doğal Bir Dönemi
Menopoz, kadınların hayatında doğal bir geçiş dönemidir, tıpkı bebeklik, ergenlik ve cinsel olgunluk gibi. Yumurtalık fonksiyonlarının sonlanmasıyla birlikte ortaya çıkar.
Menopoz, olumsuz etkileri önlenmeye ve tedavi edilmeye çalışılan bir durum olarak kabul edilmektedir.
Dünya genelinde menopoz yaşı 45-55 yaş aralığındadır, Türkiye’de ise ortalama menopoz yaşı 46-48 olarak belirlenmiştir.
Menopozun Tanımı ve Dönemleri
Menopoz, yumurtalıkların aktivitelerini kaybetmesi sonucu adet döngüsünün kalıcı olarak kesilmesidir.
Menopoz, Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflandırmasına göre üç döneme ayrılır:
Premenopoz: İlk belirtilerin görüldüğü dönemden menopoza kadar olan süreçtir. Bu dönemde yumurtalıklardaki folikül aktivitesi yavaşlar ve adetler düzensizleşir.
Menopoz: En son adet kanamasının görüldüğü andır.
Postmenopoz: Menopozdan yaşlılık dönemine kadar olan 6-8 yıllık süreçtir. Bir kadının postmenopozda kabul edilmesi için 12 ay boyunca adet görmemiş olması gerekir.
Menopoz, oluşum biçimine göre de sınıflandırılır:
Doğal menopoz
Erken menopoz: 45 yaşından önce ortaya çıkan menopozdur. Otoimmün hastalıklar, radyoterapi, kemoterapi, enfeksiyonlar, çevresel nedenler, kürtaj ve düşükler, sık gebelik, aşırı şişmanlık ve hipotiroidizm gibi sebeplerle oluşabilir.
Cerrahi menopoz: Yumurtalıkların cerrahi olarak alınması veya radyasyon tedavisi gibi durumlarla ortaya çıkar.
Menopozu Etkileyen Faktörler
Genetik faktörler: Ailedeki kadınların benzer yaşlarda menopoza girmesi.
Genital faktörler: Düzensiz adet gören kadınların daha erken menopoza girmesi; doğurganlık durumu, ilk adet yaşı, doğum kontrol hapı kullanımı, emzirme süresi gibi faktörler.
Psikolojik faktörler: Psikolojik travmalar menopozu hızlandırabilir; savaş, göç, deprem, uzun süren hapishane hayatı gibi.
Fiziki ve çevresel faktörler: Soğuk iklimlerde ve zorlu şartlarda yaşayan kadınlarda menopoz yaşının daha erken olması.
Sigara kullanımı: Yoğun sigara içen kadınlarda menopozun 1-2 yıl daha erken görülmesi.
Genel sağlık durumu: Ağır metabolik hastalıklar, genetik bozukluklar, enfeksiyonlar, kemoterapi ve radyoterapi menopoz yaşını etkileyebilir.
Sosyal faktörler: Kırsal ve geleneksel toplumlarda menopoz yaşının daha erken görülebilmesi.
Menopoz Belirtileri
Menopoz döneminde kadınlar hem fiziksel hem de ruhsal bir dizi semptom yaşayabilirler.
Premenopozal dönem belirtileri:
- Adet düzensizlikleri
- Yumurtlamada azalma
- Ateş basmaları
- Aşırı terleme
- Depresif ruh hali
- Uyuyamama
- Gerginlik, sinirlilik
- İştah artışı
- Konsantrasyon güçlüğü
- Yüzde kızarma
- Nabızda artış
- Baş ağrısı, baş dönmesi
- Sıcak basması
- Öz güven azlığı
- Unutkanlık
- Dikkatsizlik
- Yorgunluk
- Cinsel istekte azalma
Menopoz sonrası görülen belirtiler:
- Premenopoz belirtilerinin devam etmesi
- Genital organlarda atrofi (küçülme); rahim, vajina, vulva ve üretrada küçülme, sık idrara çıkma, kabızlık, vulvada kaşıntı, ağrılı cinsel ilişki, rahim sarkması, idrar kaçırma, idrar kesesi sarkması, makatta sarkma
- Deri, saç ve ter bezlerinde değişiklikler; deri incelmesi, kolajen azalması, saç ve kıl miktarında azalma, cilt kuruması, yara iyileşmesinin gecikmesi, çene, dudak ve göğüste kalın tüyler çıkması, koltuk altı ve genital bölgede kıl miktarının azalması
- Ağız kuruluğu, ağızda kötü tat, diş eti hastalıkları
- Kabızlık ve basur
- Reflü ve safra taşı
- Kalp hastalıkları riskinde artış; kolesterol artışı, yüksek tansiyon, damar sertliği
- Osteoporoz (kemik erimesi); kemik mineral yoğunluğunun azalması, kırık riskinde artış
- Metabolik hızın yavaşlaması ve kilo artışı
- Cinsel isteksizlik
Menopoz Tanısı
Menopoz tanısının erken konulması önemlidir, çünkü menopozdaki kayıpların çoğu ilk yılda gerçekleşir.
Tanı için; şikayetler ve jinekolojik muayene, pap-smear ve kan testleri yapılır.
Menopoz tanısı genellikle:
Önceden düzenli adet gören kadınlarda 1 yıl ve daha uzun süreli adetsiz dönem ile konulabilir.
Düzensiz adet gören veya histerektomi geçirmiş kadınlarda kanda FSH düzeyine bakılarak konulabilir. FSH düzeyinin 40 pg/ml üzerinde olması menopoz göstergesidir.
FSH düzeyi 25-40 pg/ml arasında ise premenopoz olduğu düşünülür.
Düzensiz kanaması olan kadınlarda gebelik ve diğer hastalıklar araştırılmalıdır.
Menopoz tanısı için; menopoz hormon testleri, kemik dansitometresi, mamografi, kan biyokimyası, ultrasonografi ile yumurtalıkların ve rahim içi kalınlığın değerlendirilmesi işlemleri yapılmaktadır.
Menopoz Tedavisi
Menopoz aslında doğal bir süreçtir ve tedavi gerektirmeyebilir.
Ancak, düşük östrojen seviyelerine bağlı semptomlar ve hastalıklar için tedavi gerekebilir.
Tedavi yöntemleri:
Hormon Replasman Tedavisi (HRT): Östrojen takviye tedavisidir. Östrojen ve progesteron içeren ilaçlar düzenli olarak verilir. HRT, osteoporoz ve kalp-damar hastalıkları riskini azaltmaya yardımcı olur. Ayrıca sıcak basması, terleme, çarpıntı ve halsizlik gibi belirtilere de iyi gelebilir. HRT, kemik kaybını önler, kemik kitlesini artırır, kırık riskini azaltır. Tedavi cinsel yaşam üzerinde olumlu etki gösterir, ağız kuruluğu, kötü tat ve diş çürüklerini azaltır.
Hormon tedavisinin uygulanmadığı durumlar: Bilinen ve şüpheli rahim ve meme kanseri, teşhis edilmemiş anormal kanamalar, karaciğer hastalığı, pıhtı atma riski, şişmanlık, varis, hipertansiyon, aşırı sigara, kalp krizi, beyin damar tıkanıklığı veya inme. Hipertansiyon, diyabet, safra kesesi taşı, hiperlipidemi, migren ve rahimde miyom varlığında dikkatli kullanılmalıdır.
Hormon Tedavisinin Kullanım Şekilleri: HRT hem enjeksiyon şeklinde hem de ağızdan alınabilir. Vajinal krem şeklinde de olabilir. Bu tedaviyi alan hastalarda düzenli meme ve rahim muayenesi ile kemik ölçümü yapılmalıdır.
Yaşam tarzı değişiklikleri:
Sıcak basmalarına karşı hafif ve kat kat giyinmek
Baharat ve kafeini azaltmak, sigara ve alkolden uzak durmak
Ağrılı cinsel ilişki için rahatlatıcı yağlar kullanmak
Düzenli cinsel ilişki sağlamak
Günlük kalsiyum alımına dikkat etmek
Düzenli egzersiz yapmak
Tuz alımını kısıtlamak
E vitamini ve D vitamini takviyesi almak
Beslenme: Metabolizma yavaşlamasına bağlı kilo alımını engellemek, osteoporozdan korunmak için uygun beslenmek önemlidir.
Menopozda Cinsel Yaşam
Menopozla birlikte cinsel yaşam sona ermez
Östrojen azlığı nedeniyle cinsel organlarda küçülme ve ağrılı cinsel ilişki yaşanabilir.
Ağrıyı azaltmak için kayganlaştırıcılar kullanılabilir.
Menopoz, her kadının yaşayacağı doğal bir süreçtir.
Erken tanı ve uygun tedavi ile menopozun olumsuz etkileri en aza indirilebilir.
Menopoz döneminde sağlıklı bir yaşam sürdürmek için düzenli doktor kontrolü, sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri önemlidir.
Randevu Al

Bel Fıtığı: Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi ve Tedavi Yöntemleri
Bel Fıtığı: Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi ve Tedavi Yöntemleri
Bel fıtığı, omurlar arasındaki disklerin yırtılması, kayması veya yıpranması sonucu sinir sıkışmasıyla oluşan ve yaygın olarak görülen bir rahatsızlıktır. Bu durum, bel, kalça ve bacaklarda ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas güçsüzlüğü gibi belirtilere neden olabilir. Bel fıtığı, omurgadaki disklerin yerinden kayması veya yırtılması sonucu sinir köklerine baskı yapmasıyla meydana gelir. Omurlar arasında yer alan diskler, omurganın hareket etmesini kolaylaştıran ve şok emici görevi gören yapılardır. Bu disklerin iç kısmındaki jelimsi maddenin dışarı çıkarak sinirlere baskı yapması fıtık oluşumuna yol açar.
Bel Fıtığı Nedenleri
Bel fıtığı çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir ve bazı risk faktörleri bu rahatsızlığın gelişme olasılığını artırır. Başlıca nedenler şunlardır:
Ağır Kaldırma ve Ani Hareketler:
Özellikle yanlış tekniklerle ağır kaldırmak veya ani ve kontrolsüz hareketler yapmak, omurgaya aşırı yük bindirerek disklerin kaymasına veya yırtılmasına neden olabilir.
Uzun Süre Oturarak Çalışma veya Hareketsiz Yaşam:
Masa başı işler veya sürekli bilgisayar kullanımı, omurga üzerinde sürekli baskı oluşturarak disklerin yıpranmasına yol açabilir. Fiziksel aktivitenin azlığı da kasları zayıflatarak omurga desteğini azaltabilir.
Yaşlanma Süreci:
Yaş ilerledikçe disklerin içindeki jelimsi madde su kaybeder ve elastikiyetini yitirir, bu da disklerin daha kırılgan hale gelmesine neden olabilir.
Genetik Faktörler:
Ailede bel fıtığı öyküsü olan kişilerde bu rahatsızlığın gelişme olasılığı daha yüksektir.
Obezite:
Aşırı kilo, omurga üzerinde ek baskı oluşturarak disklerin yıpranmasını hızlandırır.
Sigara Kullanımı:
Sigara içmek, disklerdeki kan akışını azaltarak onların daha çabuk yıpranmasına neden olabilir.
Kötü Duruş Alışkanlıkları:
Uzun süre yanlış pozisyonda oturmak veya ayakta durmak, omurga üzerinde dengesiz yük dağılımına yol açabilir.
Tekrarlayan Eğilme veya Bükülme:
Sürekli eğilme veya bükülme hareketleri yapmak, omurga yapısına zarar vererek baskı oluşturabilir.
Bel Fıtığı Belirtileri
Bel fıtığının belirtileri, sinir köklerine yapılan baskının şiddetine ve etkilenen sinirin bulunduğu bölgeye göre değişiklik gösterebilir. En yaygın belirtiler şunlardır:
Bel Ağrısı: Ağrı genellikle bel bölgesinde başlar ve kalça, bacak veya ayaklara yayılabilir. Ağrı, hafif bir sızlamadan, şiddetli ve dayanılmaz bir hale kadar değişebilir.
Bacaklara Yayılan Ağrı (Siyatik): Fıtıklaşmış diskin sinirlere baskı yapması nedeniyle bacaklara vuran şiddetli ağrı. Bu ağrı bazen ayak tabanına kadar yayılabilir.
Uyuşma ve Karıncalanma: Bacaklarda veya ayaklarda uyuşma ve karıncalanma hissi, sinirlerin sıkışması sonucu ortaya çıkar.
Kas Güçsüzlüğü: Özellikle ayak bileğinde veya bacak kaslarında zayıflık görülebilir.
Hareket Kısıtlılığı: Bel fıtığı, esneklik kaybı ve hareket kabiliyetinde azalmaya yol açabilir.
Ağrının Artması: Ağrı, hareket halindeyken, öksürme veya hapşırma sırasında artabilir. Otururken, öne eğildiğinizde veya ağır bir şey kaldırdığınızda da ağrı kötüleşebilir.
Sırt Kaslarında Spazm: Fıtıklaşmış disk, sırt kaslarında spazmlara ve ağrıya neden olabilir.
İdrar ve Bağırsak Sorunları: Şiddetli vakalarda idrar kaçırma, bağırsak kontrolünde zorluklar veya cinsel fonksiyon bozuklukları görülebilir.
Bel Fıtığı Teşhisi
Bel fıtığı tanısı genellikle fizik muayene ve hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ile başlar. Doktor, belirtilerin kaynağını tespit etmek için bazı görüntüleme yöntemlerine başvurabilir:
Fiziksel Muayene: Doktor, hastanın ağrı seviyesini, hareket kabiliyetini, reflekslerini ve kas gücünü değerlendirir.
Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI): Bel fıtığı teşhisinde en yaygın kullanılan yöntemdir ve disklerin, sinirlerin ve omuriliğin detaylı görüntülerini sağlar.
Röntgen: Omurganın kemik yapısını incelemek için kullanılır.
Bilgisayarlı Tomografi (BT): Daha ayrıntılı kesitsel görüntüler sunar.
Elektromiyografi (EMG): Bel fıtığı nedeniyle sinir hasarı veya kas zayıflığı gibi belirtilerin olup olmadığını değerlendirmek için kullanılır.
Bel Fıtığı Tedavi Yöntemleri
Bel fıtığı tedavi seçenekleri, fıtığın şiddetine ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak değişir. Tedavide amaç, ağrıyı azaltmak, sinir üzerindeki baskıyı hafifletmek ve hastanın yaşam kalitesini artırmaktır.
Cerrahi Olmayan Tedavi Seçenekleri:
Dinlenme: Ağır aktivitelerden kaçınma ve dinlenme, ağrının azalmasına yardımcı olabilir.
İlaç Tedavisi: Ağrı kesiciler, anti-enflamatuar ilaçlar ve kas gevşeticiler kullanılabilir.
Fizik Tedavi: Kasları güçlendirmek, omurga hareketliliğini artırmak ve ağrıyı azaltmak için özel egzersizler ve terapiler içerir.
Sıcak veya Soğuk Kompres: Ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabilir.
Alternatif Tedaviler: Akupunktur, masaj terapisi ve kayropraktik tedaviler bazı hastalarda ağrıyı azaltabilir.
Cerrahi Müdahale:
Diskektomi: Fıtıklaşmış disk materyali çıkarılarak sinir kökü üzerindeki baskı azaltılır.
Laminektomi/Laminotomi: Omurganın bir kısmındaki kemik yapısı çıkarılarak sinir kökleri rahatlatılır.
Yapay Disk İmplantasyonu: Hasar görmüş disk yerine yapay bir disk yerleştirilir.
Mikrocerrahi ve Endoskopik Cerrahi: Küçük kesilerle yapılan minimal invaziv yöntemlerdir.
Bel Fıtığından Korunma Yolları
Bel fıtığını önlemek için alınabilecek bazı önlemler şunlardır:
Düzenli Egzersiz: Kasları güçlendirmek ve omurga sağlığını korumak için düzenli egzersiz yapılmalıdır.
Doğru Duruş Alışkanlıkları: Otururken, yürürken ve ayakta dururken doğru duruş pozisyonlarına dikkat edilmelidir.
Ağır Kaldırmaktan Kaçınma: Ağır yükleri kaldırırken doğru teknikler kullanılmalı ve mümkünse ağır kaldırmaktan kaçınılmalıdır.
Sağlıklı Kilo: Obeziteden kaçınarak sağlıklı bir kiloda kalmak, omurga üzerindeki baskıyı azaltır.
Ergonomik Çalışma Ortamı: Çalışma ortamının ergonomik olması, omurga sağlığını korur.
Sigarayı Bırakmak: Sigara kullanımı, disklerin sağlığını olumsuz etkileyebilir.
Bel fıtığı, yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen bir rahatsızlıktır. Ancak erken teşhis ve doğru tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınabilir. Her bireyin durumu farklı olabileceği için, bir sağlık profesyonelinin rehberliğinde bireysel bir tedavi planı oluşturmak önemlidir. Tedavi sürecinde sabırlı olmak ve doktorun önerilerine uymak iyileşme sürecinde önemli bir rol oynar.